|
BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
Her şey güzel yapılmış ya da güzel olma yolundayken öyle bir şey yaparsın, her şey darmaduman olur ya; Ben de kendimce öyle gördüğüm birkaç noktaya değinmek istiyorum. Aslında Başbakanımızın bazı şeyler vardır sindire sindire yapacağız dediği, benim sindiremediğim şeyler bunlar.
1980 darbesinde Kenan Evren’e yaranmak için ya da içinden öyle geldiği için verdiği brifingle Müslümanların canını acıtan, Kur’an Kurslarının yıkılması, görevlilerin cezalandırılması gibi bir dizi talep ve tespitte bulunan o günün Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın Milli Eğitim Komisyon Başkanı olmasını içime sindiremedim.
Mili Eğitim Bakanı’nın genelgesiyle ve bir Yahudi firmanın sponsorluğunda Kız-Erkek karışık futbol turnuvası düzenlenmesini, turnuvada her okulun takım çıkartması gerektiği bakan imzasıyla emredilmesini, her takımın mutlaka 4 kız öğrenci bulundurup en az ikisin mutlaka sahada olması gerektiği… gibi kurallarla dolu turnuvayı içime sindiremedim.
4. Sınıf Öğretmen kılavuzunda Dini bayramlarımız içinde hristiyanların “paskalya yortusu”nun yazılmasını içime sindiremiyorum. 5.Sınıf Din Kültürü kitabında Fatiha’nın ve Bakara suresinin kısaltılmasını içime sindiremiyorum. AB’nin istediği onca şey varken, AB istedi diye tereddütsüz ilk icraat olarak hutbelerimizden dualarımızın çıkartılmasını içime sindiremedim. (AB kokoreçi de yasaklayın demişti. Kokoreç’in yasaklanması istendiğinde siyasilerimizin günlerce televizyonlarda AB karışamaz buna diye bas bas bağırdığını ve verilen mücadeleyi hatırlatmak isterim)
Yeşilay Derneği’nin okullardaki uyuşturucu, Sigara ve kötü alışkanlıklarla ilgili yayınları herkesin bilgisindedir. Okullara yakın mesafede oyun salonları ve meyhane açmak için en az 200 metre uzakta olmak gerekirdi. Hükümetin çıkarttığı yöneltmelikle 100 metreye indirildi. Bunun muhalefet tarafından da gündeme getirilmemesini (ki bana göre hepsi tencere kapak) içime sindiremedim.
İsrail’in en acımasız Gazze saldırılarını yaptığı 2005 deki televizyon görüntüleri gözlerimi yaşartıyor. Bazen internette insanlar paylaşınca izlediğimde hep içim acıyor. Başbakanımız One Munite dedi her şey çözüldü. Aynı Davosta, daha oradan gelmeden hemen 35 dk sonra Peres’den özür dilemesi önemsizdi. 9 vatandaşımızın şehit edilmesinin önemi yoktu. (Önemi olduğunu gösteren bir şey yok. Bir toplantıda ve havaalanında Başbakanımıza sorulan bir soruya cevaben erkeklenerek İsrail bizden özür dilemedilir, demiştir. Hakkını yemeyelim. Ama kimse kusura bakmasın, ben yetmez ama evet diyecek kadar ….. değilim!) O olaydan sonra hiç direniş bile göstermeden, İsrail bir özür dilesin talebinde bile bulunmadan Avrupa Ekonomik işbirliği Platformuna Türkiye’nin evet oyu ile israil’in girmesinin önemi yok… Hiçbir şeyin önemi yok; varsa yoksa van münit… Tüm bunlar olurken, herkes bişeyler yapabilir miyim diye çırpınır, en azından buğz ederken, Milli eğitim Bakanı okullara bir genelge gönderiyor. “İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırıyı finanse ettiği iddia edilen firmaların, Türkiye’ye vergi vererek katkıda bulunması ve barışa engel olmaması gerekçesiyle boykot edilmemesi konusunda tedbir alınması isteniyor.” Mantığa bakın, mantığa. Sanki Türkiye’ye ürün satıp vergi veren sadece İsrail var. İsrailli’nin malını almazsak İsrailli zenginleşemez, yerine bir başkası getirir satar ürününü, ondan vergi alırız, olmaz mı…? Milli Eğitim’in bile buna alet edilmesini de içime sindiremedim.
Milli Eğitim’in bütcesini artırıp, özel okula gönderilen öğrencilerin okul ödemelerinde maddi katkıda bulunan Bakanlığın, Okul müdürlerini masrafları karşılayabilmek için dilenci duruma düşürmesini, onları hem dilendirip hem de televizyona çıkıp kimse para vermesin demesini, kendi müdürünü, memurunu enayi yerine koymasını içime hala sindiremiyorum…
İçime sindiremediğim aslında o kadar çok şey var ki, mesela Bilgisayarlı eğitime geçeceğiz, bütün okulları bilgisayar ve akıllı tahtalarla donatacağız deyip aynı eğitim yılı içinde haftada 2 saat olan Bilgisayar dersini bir saate düşürdüler… Aslında bunları yazmamın bir anlamı olmayacağını da tahmin ediyorum. Çünkü bu yazıyı okuduktan sonra bana gelecek eleştirileri de tahmin ediyorum.
Ayrıca yapılan hizmetleri inkar etmiyoruz. Elbette güzel yapılan şeyler de vardır. Eğitim müfredatı ile ilgili güzel şeyler yapılmıştır. Bununla ilgili bir yazımıza yorum olarak; bir öğretmen! Okurumuz biraz da belden aşağı vurarak bir şeyler yapıldığını yazmaya çalışmıştı... Ama ben o yapıldığı yazılan güzel şeylere değil maalesef eleştirenin üslubuna takılmıştım…
Aslında tüm bunlar hep sivrisineğin suçudur. Küçücük bedeniyle mide bulandırıyor. Sivrisinek demişken; kel alaka olarak size bir masal anlatayım. Hem bu vesile ile, eğitimci olmadan eğitim sistemini eleştirdiğim için belden aşağı vuranlara da bir bilmece sorma fırsatım olur.
Soros diye bir adam varmış. Kafkaslarda, Ortadoğu’da ve Arap ülkelerinde çıkan bütün devrim ve ayaklanmaların arkasında o varmış. Dünyadaki bütün ekonomileri ve borsaları speküle eden Yahudi ABD vatandaşı bir adammış. Sadece Türkiye için harcadığı paranın milyarlar olduğu bilinirmiş. İnsanları inciten araştırmalar yapıp bunu arada yayınlatan bir TESEV adında bir vakfı varmış. Yetmişbeş kişiye soru sorup bunu araştırmaymış gibi Türkiye’ye gösterişli basın toplantılarıyla anlatırmış. Bu Vakfın Başında Nafiz Can Paker diye biri varmış. Bu Can’ın bir kardeşi varmış. Hukuk fakültesini bitirmiş. İstanbul’da avukatlık yaparmış. Zaman gelmiş bu kardeş her ne kadar Hukuk fakültesi bitirmiş olsa da Türkiye’nin en tanınmış eğimcilerinden biri olmuş. Zaman gelmiş Türkiye’nin en değerli Milletvekillerinden biri olarak kontenjandan, İstanbul birinci sıradan aday olmuş… Bilin bakalım bu kimmiş? |
Yorumlar
FAtiha sureside hiç yarım değil..................
Belki kardeşler siz fatihayı unutmuşsunuz....
İsterdim ki siz de diğer pencereden görünen yüzünü yazsanız da biz de yazara alkış tutmasak.
Başbakanın eğitim ile ilgili övündüğü 3 nokta var.
Birincisi, Teknolojik sınıflar. Bunu bilgisayar derslerini düşürerek gördük ve teknolojik sınıfların İstanbulda bir-iki okul hariç hiçbiryere yapılmadığını ve bunun seçim malzemesi olduğunu gördük.
İkincisi, Öğretmen açığı ve derslik yapımı. Kabul etmeliyim ki derslik konusunda çok iyi çalıştı hükümet, ama öğretmen açığı için durum içler acısıdır. Benim ailemde 2 tane ücretli öğretmen var. Tükiyede ise 95 bin tane var. Sizce bu kölelik düzeninden başka nedir? Yurt dışından öğretmen ithalatı da cabası.
Üçüncüsü, "Okullar başlarken anne baba çırpınırdı çocukların okul masrafları için, yerin dibine girerdi. ama biz herkesin kitabını masaya koyduk, öğrenci masasında buluyor herşeyi" açıklamasıdır. Kömür parası toplayan siz değilsiniz, fotokopi parası toplayan siz değilsiniz, yazarın dediği gibi dilenciliği yapan siz değilsiniz. Dahası, kitaplar yetersiz her öğretmen ek kitap aldırıyor. Galiba sizin öğrenciniz yok ki, bunu da Başbakanın anlattığı şekilde inananlardansın ız.
bilmecenin cevabı:Mübarek Bi Şey
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.