|
Açılıma kelime bulmak için günlerce oyalandı insanlar. Oysa herkes isim ararken, apo yol haritasını Hükümete vermişti ve derinden uygulanıyordu. Hükümete verildiğini nerden çıkarttığımı soracak olursanız, apo’nun avukatları yol haritasını yetkililere verdik, inceleyip bize verecekler, bizde kamuoyuna açıklayacağız dediler. Aradan onca zaman geçti ne onlar istiyor, ne yetkililer açıklıyor o yol haritasını. Siz olsanız benim gibi düşünmez miydiniz?...
Derinden uygulandığına da nereden çıkarttın diyenlere ise, 22 ekim 2009 tarihli yeni şafak gazetesinin manşetten verdiği haberi şahit gösteririm. Gazete her şeyin planlı bir şekilde yapıldığını, müzakere edildiğini, uygulandığını açıkca yazmış. Gazete diyor ki: dağdan suça karışmamış 4000 kişi daha inecek ve salıverilecek. Suça karışmış olanlar için ise; Başbakan, Suriye Devlet Başkanına 750 kişinin Suriye’ye YERLEŞTİRİLMESİNİ kabul ettirdi. Elebaşlarından oluşan suçlu 300 kadar kişi ise İsveç ve Norveç’e YERLEŞTİRİLECEK. Siz olsanız bu konuda ne düşünürdünüz? Ama sonu iyi olacaksa, bu sancılı dönemde susmamız gerekiyorsa susalım diyeceğim ama, körü körüne yapanlar en doğrusunu yapar diyemediğim için aklımı kemiren sorulara cevap arıyorum. Bir aklım; “keşke ben de öyle her şeyi tayip babaya sevk edilip, o en doğrusunu yapar ben nende kafamı yorayım ki” diyor. İspanya, İtalya da terörle boğuştu, ama onlar böyle kanunsuz, plansız, yol haritasız, milli mutabakatsız, saatli bomba gibi ne olduğu belli olmayan paketle yapmadılar, bu işte bir yanlışlık yok mu Birinci aklım için soru, şek, şüphe, problem yok. İkinci aklımın bana sorduklarına cevap aramaya çalışacağım. Bu 34 kişinin listesi günler önceden belliydi ve kimin ne yaptığı, kimin suç işlediği, kimin işemediği belliydi. Savcılık bu isimler ile ilgili soruşturmayı gıyaben açıp, suçlu 5 kişinin kapıda tutuklanıp savcılığa getirilmesini emredemez miydi. Diğerleri de kendileri gelip ifade verip serbest kalamazlar mıydı. Ama ayakların kadar savcı ve hakim gidiyor, 5 kişinin tutuklanıp diğerlerinin serbest bırakılmasına karar veriliyor. Olay haberlere yansıyınca adalar bakanı devreye girip 5 kişinin tutuksuz yargılanmasına karar verdirtiyor. (serbest bırakılan kişiler: “etkin pişman değiliz, sayın öcalan’ın emriyle barış elçisi olarak geldik, yaptıklarımızdan pişman değiliz” diyorlar) Üstüne bir de bütün bunların güvenlik gerekçesiyle yapıldığı açıklandı. Kalabalık sınırdan 3-4 km uzakta toplanmıştı, televizyonlar gösterdi. Kapıya helikopter yollardınız, kolluk kuvvetleri onları alır ve hakimin huzuruna çıkartırdı. Hukukta zanlı ya da suçlunun hakim huzuruna çıkması esastır, ayağına gitmesi değil. Kendime bir soru daha soruyorum: “Kim tutuksuz yargılanacak?” Cevap: “vatana ihanet suçu işleyen ve PİŞMAN OLMADIĞINI beyan eden bizim bazı vatandaşlarımız!” (Bu arada belirtelim, sadece Vatana ihanet suçu işlediğinde pişman olmaya gerek yok. Çünkü Devlet zorla affediyor zaten. Diğer suçlarda pişman olmak sadece cezayı hafifletir. açlıktan ölseniz bile yanılıp da fırından ekmek falan çalmayın sonra)… Neyse, bunu da açılıma köstek olmamak için içimize atmayı kabullendiğimizi farz edelim… Türkiye’ye terörist kıyafetiyle gelişleri, on binlerce kişi tarafından poster, bayrak, slogan ve ZAFER işaretleriyle karşılanmalarına ne demeliyiz. Bu neyin zaferi, kimin zaferi? Zaferi onlar kazandıysa biz kaybettik o zaman. Acaba neyi kaybettik? Biliyoruz ki bunları örgütleyen, destekleyen, eğiten, silahlandıran bir güç var. O büyük güç bunlara ya da bize bu süreci farklı mı anlattı? Onlar zafer kazandık diye aldatılıyor mu yoksa biz mi çok safız? Peki DTP bunları organize ederken, Hükümet neden bunu uzlaşmayla, diyalogla ya da emniyet tedbirleriyle olayı kontrol altına almıyor. Çiçeklerle, kırmızı halıyla, mitingle, zafer işaretiyle giriş yapmalarına müsaade ediyor. Akşam televizyonda izledim: protez bacağını eline almış bir Gazi, gururu incinmiş “Valiye çıkacağım, madalyamı veri vereceğim” diyor. Duygusallaşmış ve gururu incinmiş o mübarek insanların teselli edilmesi gerekmez mi? Üstelik karşılarında emniyet müdürü dikiliş olmaz Vali’ye çıkamazsınız diyor. Ben isterdim ki; O Vali bacağı olmayan, yürüyemeyen o Gazimizin ayağına gelip teselli etsin. Ağlıyor, bağırıyor kimsenin kılı kıpırdamıyor. O an benim de özlerim doldu. Duvarında ve boynunda gazi madalyası bulunan o insanlarımızın, şehit eşinin, şehit çoğunun, şehit anasının yüreklerindeki sızının hiç mi önemi yok? Onlar vatandaş da bunlar vatandaş değil midir? Bu kaş yaparken göz çıkartmak değil midir? Bir de Başbakanın en sevdiği yazarlardan olduğunu bildiğimiz, ateşe benzinle giden, her konuda bir bilen prof. yazarımız var. “Bu surecin sonunda apo affedilmeyecekse bu açılım başarıyla bitmez” diyor. “apoyu affedelim Bodrum’a! Sürgüne yollayalım” diyor. Bunu örneklerken de absürt bir örnek veriyor. Osmanlıdan örnek almamız gerekir, aslında daha fazlasını yapmamız gerek falan diyor (orasını yazmak istemiyorum bile)… Ona da sadece buğz ediyor, beddua ediyorum. Çünkü şuan elimden gelen sadece bu. Chp’ye teşekkürü nasıl edeceğimi gelince:Hatırlar mısınız, Terörle mücadele yasası çıkartılırken Deniz Baykal’ın: “Bu kanunun altıncı maddesi apo ve pkk kurucuları için eklenmiş. Örgütün lider kadrosu için %75 ceza indirimi içeren altıncı madde, 7 yıl yatan apo’nun tahliyesine yol açacak” diye haykırışlarını? Ak Partililerin genel başkanları istedi diye bunu bile savundukları gözümün önünde dün gibi. Deniz Baykal’ın 15 yıldan fazla genel başkanlık yaptığı bu süre içinde takdir ettiğim ikinci iicraatı olsa da (birincisi Kıbrıs referandumu konusundaki tavrıdır), TMY’nin 6. maddesinin çekilmesindeki verdiği çaba için Teşekkür ediyorum. |
Yorumlar
ŞEHİT AİLELERİNDEN ÇAĞRI:
Provakasyonlara rağmen açılımdan vazgeçilmemeli
tamam kardeşim, tamam.
hazmedeceğiz, sineye çekeceğiz, sinmesini bileceğiz....
teslim olduk, dediğiniz olsun.....
ama ayıptır, günahtır...
bari onların feryatlarıyla dalga geçilmesin...
cumhuriyetimiz kutlu olsun
***
hala bu konu ile ergenekonu bağdaştırmak ne alakadır? çünkü yazı açılımla ilgili ve deniz baykal'ı ilgilendiren bişey yokken neden konu ergenekona kaydırılmak isteniyor?***üstelik deniz baykalı öven bir tek kişi de yok, ne yazardan, ne yorumculardan.....
Bu işlemde Alb. Şükrü Kısadere, Ütğm.Erhan Sakallı, Ütğm. Kazım Bozkurt, Bçvş Mustafa Urhan ve Svl.Me. Rıfat Sülük görev almıştır. Sayın savcım, böyle bir olay vuku bulduğunda normal şartlar altında uygulanması gereken prosedür şudur: Olayın öğrenildiği anda İKK ve Güvenlik Daire personeli idari tahkikat için çağırılır. Bilgi Destek Dairesi'ne gidilir. Daire personelinden hiç kimsenin içeriye girmesine müsaade edilemez. Daire personeli tek tek çağırılarak dairedeki tüm dolaplar aranır. İlgili ve ilgisiz tüm bilgisayarlara el konulur. Genelkurmay Askeri Savcıları eş zamanlı olarak şüphelilerin evlerine giderek arama ve el koyma işlemi yapar. Elde edilen deliller ışığında dava açılmasına veya açılmamasına karar verir.
5 Ağustos'ta açıklanan son Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) kararlarında "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın altında imzası olan Albay Dursun Çiçek, "kadrosuzluk" nedeniyle terfi ettirilmemişti. Kararların açıklanmasının ardından Genelkurmay, tarihinde bir ilke imza atarak Çiçek'in neden atanmadığını bir açıklamayla kamuoyuna duyurmuştu. Açıklamada, "Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek'in terfisine ilişkin basında muhtelif haberler çıkmış ve Yüksek Askeri Şûra çalışması sonuçları açıklandıktan sonra da çeşitli sorular tevcih edilmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda sadece bir adet deniz piyade amiral kadrosu mevcut olup, bu kadroya 2008 yılında bir terfi yapılarak atama yapılmıştır. Bu nedenle, boş kadro olmadığından bu yıl deniz piyade için kontenjan ayrılmamış; dolayısıyla bu sınıf mensupları Yüksek Askerî Şûra'da
Tanıklık yapmaya hazırım
Sayın savcım, beni bu çalışmaya sevk eden gerekçe Alb. ÇİÇEK ve ekibinin hazırladığı "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nın ele geçirilmesi ile başlayan süreçte Genelkurmay'ın, "belgenin TSK'yı yıratmak adına hazırlanmış olduğu" ön kabulü ile belgenin sahteliğini ispatlama çabası olmuştur.
Başbuğ kafaları karıştırdı
Burada onur kırıcı olan şey Sayın Genelkurmay Başkanımızın medyanın karşısına çıkıp kamuoyunda kafaları karıştıran hususlara cevap vermekten ziyade kendini savunma refleksiyle "belgenin aslını bulabilecek" olmasına rağmen alaycı bir üslupla "Bu kağıt parçasıdır" demesidir. Ayrıca yargıyı hiçe sayarak ve emir verici bir tavırla "Bu belgenin gerçekliğini değil, kimin yaptığının bulunmasını istiyorum" ifadesidir
Görevini yapanlar mağdur edildi
Sayın savcım, bir cunta ekibinin yapmış olduğu illegal bir çalışma nedeniyle yıllardır görevini layıkıyla yerine getiren personel mağdur edilerek suçlu muamelesine tabi tutulmuş çeşitli yerlere sürülmüştür. Ama asıl suçlu olan Dz. P. Kur. Alb. Dursun Çiçek, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı'nda daire başkanlığı makamına atandırılarak himaye görmüştür. Aynı şekilde Tuğg. Mustafa Bakıcı tümgeneralliğe terfi ettirilmiştir. Korg. Mehmet Eröz konumunu korurken, Org. Hasan Iğsız 1'nci Ordu Komutanlığı makamıyla ödüllendirilmiş tir. Olayın failleri yerine yıllardır Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nın gerçek emekçileri olan subay, astsubay ve svil memurlar suçlu muamelesi görerek karargah dışında çeşitli yerlere sürülmüştür. Burada asıl konu Albay Dursun Çiçek değildir. Dursun Çiçek zavallı bir adamdır. Asıl önemli olan bu Albay'ın bulunduğu konumdur.
Cunta kendi hukukunu işletti
Sayın savcım, cunta, şimdiye kadar 'kendi hukuku' dışında bir hukuk tanımadı. Şimdi sizin gibi adaleti tesis edecek ve gerçek hukukun üstünlüğünü ortaya koyacak 'cesur' savcılarımızın nefeslerini enselerinde hissedince yaptıkları kirli işlerin üzerini kapatmak için her türlü gayri ahlaki yola başvuruyorlar. Gerçeklerin üzerine örtmeye çalışıyorlar. Sayın savcım, bu ülkenin insanları gayretlerinizi takdirle karşılamaktadır lar. Her türlü fedakarlığı ortaya koyarak çalıştığınızı biliyorlar. Sayın savcım, tanık olarak çağırmanız durumunda gelmeye hazırım.
CUMHURİYETİN SAVCILARININ SÖZ KONUSU CUNTAYI ÇÖZMEYE BAŞLADIĞINI GÖRMEKTEN MUTLU VE UMUTLUYUM.
Saygılarımla arz ederim.
BELGELER NASIL ORTADAN KALDIRILDI
İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın basında yer almasını müteakip, belgenin hazırlanmasında kullanılan tüm bilgisayarlar temizlenmiş ve ilgili evraklar imha edilerek kamuoyuna Genelkurmay tarafından böyle bir çalışmanın olmadığı yönünde bir açıklama yapılmıştır. İmha süreci bizzat Org. Ergin Saygun'un Özel Sekreteri Kur. Alb.Uğur Berksun tarafından takip edilmiş, kendisi Bilgi Sistemleri İşletme Şubesi'ne giderek söz konusu eylem planının hazırlanmasında kullanılan 30709, 33746, 40077, 27238, 27229 ve 16693 BİM numaralı bilgisayarların hard
Bu emirde;
a) Evraklara güvenlik kontrol numaraları üç defa basılacak. Birincisi konu ve evrak numarasına gelecek, ikincisi metne, üçüncüsü ise imza bloğu ve imza üzerine gelecek şekilde olacak,
b) Bilgisayar ortamındaki yazışmalarda kesinlikle yazı bittikten sonra arz ederim, ad soyad, görev gibi ifadeler olmayacak,
c) Hiçbir evrakta ıslak imza taranarak bilgisayara yüklenmeyecek, elektronik imza olarak gönderilecek,
ç) İnternette elektronik postalarda isim kullanılmayacak ,
d) Karargahlardaki internet bilgisayarları ve dizüstü bilgisayarlar sınırlandırılac ak, gibi ifadeler yer almıştır. Bu emirden de anlaşılıyor ki, bu belgenin ortaya çıkması TSK'yı çok zor durumda bırakmış bu tür olayaların tekerrür etmemesi için gerekli önlemlerin alınması istenmiştir.
‘KAĞIT PARÇASI' DEMiŞTi
Genelkurmay Başkanı Başbuğ, 26 Haziran'da düzenlediği basın toplantısında "İrticayla Mücadele Eylem Planı" için ‘kâğıt parçası' ifadesini kullanmıştı. Başbuğ şöyle konuşmuştu: "Bz bu kağıt parçasının birileri tarafından TSK'yı yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendirmekt eyiz. Bu kağıt parçasının kimler tarafından ne amaçla hazırlandığının ortaya çıkartılması görevi ise devletin istihbarat birimleri ile yargı organlarına düştüğünü bildiriyor ve bunu istiyoruz. TSK demokrasi ve hukuk ilkelerine bağlı ve saygılıdır. Bu ilkelere aykırı düşünce içinde olan ve davranışlar içinde bulunan personeli TSK bünyesinde barındırmaz. TSK'nın komutanı olan Genelkurmay Başkanı olarak ben söylüyorum. Artık TSK'- nın komutanı olan Genelkurmay Başkanı'nın bu ifadesi en büyük teminattır.”
STÖ FiŞLEMESi VE SORUŞTURMA
İhbar mektubunda, sivil toplum kuruluşlarının 2006'da andıçlanmasına yönelik iddialara da açıklık getiriliyor. Buna göre yine Albay Çiçek imzalı Sivil Toplum Kuruluşları'na yönelik fişleme yapıldı. Bu andıç da emir-komuta zinciri içerisinde hazırlatıldı ve bu tespit edildi. Çiçek'e herhangi bir ceza verilmedi. Söz konusu resmi soruşturmanın belgesi savcıya gönderilen ekler arasında yer aldı. Skandal mektupta STÖ'lerin andıçlanması ve ardından gelen soruşturmaya ilişkin bilgiler şöyle sıralandı: Genelkurmay andıçı kabul etti “Sayın Savcım, Albay Dursun Çiçek, tarafından hazırlanan ve çeşitli Sivil Toplum Örgütleri (STÖ)'nin fişlenmesini içeren bir andıç 7 Nisan 2008 tarihinde Taraf Gazetesi'nde yayınlanmıştır. Taraf Gazetesi'nin konuyu haber yapmasından sonra Genelkurmay Başkanlığı soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sonucunda hazırlanan bilgi notu EK-C'de sunulmuştur. Bilgi notunda andıç çalışmasının Genelkurmay Başkanlığı'nın emri ile 29 Temmuz 2004 tarihinde başlatıldığı, Nisan 2006'da ilgili makamlara arz edildiği ifade edilmektedir. Yani Genelkurmay Başkanlığı adı geçen andıçın varlığını kesin bir şekilde kabul etmektedir. Bu rapor neticesinde Çiçek, hakkında bir işlem yapılmamıştır.”
Kimler andıçlanmıştı?
Taraf'ın Nisan 2008'de yayımladığı haberde, Genelkurmay Başkanlığı'nın 2006'da bazı sivil toplum örgütlerini içeren 2006 tarihli andıçına yer verilmişti. Buna göre Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı, 2006 yılı Mart ayında yayımladığı andıç başlıklı belgede, sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri tek tek sıralanıp Cumhurbaşkanı Gül'den, işadamı Rahmi Koç'a, Sabancı ailesinden, Eczacıbaşılar'a, Can Paker'den Oktay Ekşi'ye, TÜSİAD'dan TESEV'e kadar birçok isim ve derneği fişlemişti. Kişi ve kurumlar "Türkiye'yi bölmek isteyen ABD ve AB'nin projelerini Türkiye'de yürütmek için birçok fondan yardım almakla" suçlanmıştı.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.