|
Hz. Allah (c.c.) biz insanların meseleleri iyi anlayabilmemiz için bazı âyetlerde misaller vermiştir. Nitekim, “Deve ve İğne” başlıklı yazımda, imansızların cennete girip girmeyeceğini anlatırken A’raf sûresinin 40’ıncı âyetindeki böyle bir misale işaret etmiştik.
Bu gün de îmanı daha iyi anlayabilmemiz verilen başka bir mis alden bahsedelim.
Âyet-i kerimede îman bir ağaca benzetiliyor.
Kuran bir mânâda mü’min'in aynasıdır. Kişi aynaya baktığı zaman mutlaka kendisini görür. Öyleyse buyurun hep beraber Kur'an aynasının karşısına geçelim, bakalım bizim imanımız Kur'an’da ağaç misaliyle anlatılan sağlam bir îman mı değil mi görelim.
İbrahim sûresi 24. ayette Hazreti Allah (c.c.) “Resûlüm, sen görmedin mi Rabbin nasıl bir misal verdi. Güzel kelimeyi (tevhidi) güzel ağaca benzetti. O ağacın kökü sağlam ve derindir dalları da gökyüzündedir.”
Acaba Allahü Zülcelal'ın benzetme yaptığı ağac hangi ağaç ve bu ağacın özellikleri neler?
Bendeniz, bu âyet-i celîlenin mânâsını biliyordum. Ama âyette imana benzetilen ağacın hangi ağaç olduğunu ve özelliklerini henüz 17 yaşımdayken ilk defa 1977 yılında Hassa Kız Kur'an Kursu’nun temel atma merasimindeki konuşmasında Rahmetli İsmail Şanlı’dan dinlemiştim. Daha sonra çeşitli müfessirlerin bu âyeti tefsirlerine baktığım zaman, Şanlı Hocamız'ın bu meseleyi ne kadar güzel anlattığına o zaman şahit olmuştum.
Burada bir parantez açalım. İsmail Şanlı kimdir, onu öğrenelim.
Şanlı Hoca, aslen Kütahya'nın Şanlıyurt köyünden. Süleyman Hilmi Tunahan kuddise sirruh Hazretleri’nin ilk talebelerinden. Gerçek bir ilim adamı ve muhteşem bir hatipti. İslam davasının çilesini gerçek manada çekmiş bu uğurda medrese'yi Yûsufiyede kalmış bir mücahitti.
1973 yılında Antalya merkez vaizi iken, zamanın C H P-M S P koalisyon hükümeti sırf M S P yi desteklemediği, “Ben hizmet için varım, politikada yokum” dediği ve hiç kimseden korkmadan gerçekleri haykırdıgı için Diyarıbekir’e sürgün edilmişiti.
(O hiçbir zaman Diyarbakır ifadesini kullanmazdı. Diyarıbekir derdi. Biz de ona saygımızdan Diyarıbekir diyoruz.)
Diyarıbekir’deki Ulu Cami’de o kadar tesirli vaazlar veriyordu ki şark uleması dediğimiz doğunun âlimleri onun vaazlarının takipçisi olmuşlar ve onunla girdikleri ilmî münazaralarda hep mağlup olmuşlardı. O ise o muhteşem ve tesirli vaazlarını hizmet bile saymıyordu.
O ümmet-i Muhammed'in evlatlarının imanlarını kurtarmak için adeta kelle koltukta Kur'an hizmetlerine koşuyordu.
Bu gün doğuda bulunan yüzlerce Kur'an kursunun temelini Diyarıbekir'de atmıştı. Ayrıca Elazığ, Ş. Urfa, Muş, Mardin, Van, Bitlis, Siirt, Hakkari, Bingöl gibi merkezlerde hızla Kura’n mektepleri açmış ve doğuda hizmetlerin inkişafına vesile olmuştu.
Onun bu çalışmaları o zamanlar birilerini rahatsız etmişti. Onun için, zamanın zamanın Diyanet İşleri Başkanı olan ve Çağdaş Tefsir adı altında komik bir tefsir yazan, “Melekler aslında rüzgardır. tabiat kuvvetleridir’ diyen Süleyman Ateş tarafından 70’li yılların şartlarında Kızıl Koministler tarafından kurtarılmış bölge ilan edilen ve Allah diyenin öldürüldüğü Doğubeyazıt'a sürgün edilmiş, o da Diyanetin vaazlık görevini suratlarına çarpmış Kur'an hizmetlerinin başına geçmiş ve Doğuda hizmetlerin bir anda inkişafına vesile olmuştu.
Şanlı Hoca, o zamanki şartlarda Diyarıbekir’den Küreci'ye çok talebe getirmişti. Getirdiği talebeler arasında bu günün tanınan Profesörü Ahmet Akgündüz, yeğenleri Ramazan Turhan, Zülküf Turhan, Bilal Turhan Mustafa Barık, Ramazan Karadeniz gibi daha ismini hatırlayamadığım onlarca talebe vardı.
Küreci’den de Diyarıbekir'e, Yuvalı’dan Sıtkı Yıldırım, Salih Polat gibi bir çok talebeyi hem okulda okuması hem de kursta talebe olarak kalması için Diyarıbekir'e götürmüştü.
Kürtçe bilen talebelerin, doğuda hizmet etmeleri şartıyla İstanbul'da okutulmasını düşünmüş ve bu talebelere İstanbul’da okumaları için yardımcı olunmuştu.
Şanlı Hoca büyük bir alimdi.
Bu konuda bir hatıramı paylaşmak istiyorum. Küreci’den 1978 yılında Antep Mizar’a gitmiştik. Rahmetli oraya da sık gelirdi. Nahivden Molla cami kitabının iğrab bahsine gelmiştik İsmail Şanlı derse girince, ders okutan Ramazan Şengül Hoca bu bölümü kendisinin anlatmasını rica etti. O da kabul etti. O kadar güzel anlattı ki ancak büyük bir alim bu kadar güzel anlatabilirdi. Kısada olsa ona talebe olma şerefine nail olmuştum.
|
|
Kemal Kacar ve İsmail Şanlı 1977 Küreci..jpg
|
Şanlı Hoca'yla ortak bir yönümüz vardır. İkimiz de Küreci'yi çok severdik. Çünki orada bir Kur’an Üniversitesi vardı.
Açtığımız parantezi kapatıp asıl konumuza dönelim.
Yukarıya aldığımızda âyet-i celîlede geçen ağacı aslında Kürecililer daha yakından tanıyor. Sıcak ülkelerde yetişen bu ağaç HURMA.
Peki Allahü Zülcelal neden güzel kelimeyi (LAİLAHEİLLALLAH MUHAMMEDERRESÜLULLAH) hurmaya benzetmiş?
Mevlâmız bunun sebebini âyette çok net bir şekilde açıklıyor.
Onun kökü sağlam dalları yüksekte.
İşte burada birilerinin inkarda kullandığı bilimsellik devreye giriyor.
Hurma ağacının şöyle bir özelliği var: Bu ağacın 10 metre boyu varsa 10 metre de kökü vardır. 20 metre boyu varsa 20 metre de kökü vardır. Yani ne kadar boyu varsa o kadar da kökü oluyor. Boyuyla kökünün uzunluğu eşit.
Bunu öğrendiğimiz zaman, hurma ağacının neden dağlarda, kayalık arazilerde değil de çöllerde yumuşak ve sıcak bölgelerde yetiştiğini daha iyi anlıyoruz.
Rabbimiz Zülcelal Hazretleri, küçücük beyinlerimizin çok daha iyi anlayabilmesi için ne kadar muhteşem bir misal vermiş.
Bu âyet-i celîleyi okuyunca aklıma şu hadisi şerif geldi. Fahri kainat efendimiz, “Bir zaman gelecek ümmetimin üzerine karanlık geceler gibi fitneler çökecek. Kişi evinden sabah mümin olarak çıkacak akşam kafir olarak dönecek; akşam mümin olarak çıkacak sabah kafir olarak dönecek” buyuruyor.
Ne dersiniz, karanlık geceler gibi fitneler üzerimize çöktü mü acaba?
Bugün küfür rüzgarı o kadar hızlı esiyor ki, saatte 300 kilometreye ulaştı. Bu hızlı esen küfür rüzgarının şiddetiyle imanımızın devrilmemesi için Allah’ın âyette hurmaya benzettiği gibi köklü bir imana sahip olmamız şart. Böyle bir imana sahip olursak, küfür belki hasar açabilir ama imanımızı kökünden sökmesi mümkün olmaz.
Ne dersiniz?
Kur'an aynasında imanımızı gördük mü?
Ali Eren hocamızın da yazdığı gibi, Recebi şerif ayında ve manevi mahsul mevsimi olan bundan sonraki aylarda Allahü Zülcelal'e daha çok yaklaşmak için daha çok ibâdet edelim. İmanımızın gereği olan ibâdetlerimizdeki eksiklikleri tamamlayalım.
İsmail Şanlı'nın 1969 yılında Antalya Ulu camide verdiği muhteşem konuşmasını dinlemek için tıklayın
6 ŞUBAT 2000 YILINDA AKŞAM GAZETESİNDE ŞAKİR SÜTERİN KÖŞESİNDE İSMAİL ŞANLI İLE ÇIKAN BİR YAZI Şakir Süter İzmir ve Bergama'dan ilkokul arkadaşlarım telefonla aradılar:
-Hatırlıyor musun, bir müftü vardı İsmail Şanlı adında...
-Dün gibi hatırlıyorum.
-Ya İsmail Şanlı'dan sonra gelen müftüyü?
-Onu da hatırlıyorum ama adını bilmiyorum.
Onlar da bilmiyormuş!
Efendim, İsmail Şanlı adındaki Bergama Müftüsü'nün döneminde camiler dolup taşıyordu.
Ağzından bal damlayan, son derece medeni, ölçülü ve mütevazı bir insan.
Giyimi kuşamı ile de tam bir örnek din adamı idi.
Vaazlarında İslamiyeti ve şartlarını anlatırken bütün cami cemaati büyük bir dikkatle dinlerdi kendisini...
Daha sonra bu müftünün Antalya'ya tayini çıktı; yerine kravat takmayan, selamı rüşvet gibi algılayan, asık yüzlü bir müftü gelmez mi?
Üstüne üstlük, bir mecliste 'Bu nesil çürümüş. Yeni nesilleri kurtarmak için 7 yaşından yukarı olanları kesmek lazım' demez mi?!
Şehre bomba düşmüş gibi oldu.
İki din adamı arasındaki fark, o kadar çarpıcı biçimde ortaya çıkmıştı ki, giden müftü İsmail Şanlı'nın kıymetini daha iyi anlamıştı herkes...
Eğer İsmail Şanlı hala yaşıyorsa, Allah sağlıklı uzun ömürler versin ama yok eğer vefat ettiyse, kendisine gani gani rahmet diliyorum... |
Yorumlar
Pazartesi günü yayınlanan "AHMET YILDIRIM VE ESRARLI BİR HADİSE" başlıklı yazısında ince mesajlar veriyor, O yörenin iyi hocalarından'mış Ahmet Yıldırım!ın şahsında ekmek israfının ve ekmek kırıklarını yerlere dökmenin nelere mal olduğunu bununla beraber "HATMİ ENBİYA"nın öneminden ve nasıl yapılacığını her zaman olduğu gibi kendine has uslubuyle anlatıyor tavsiye ederim......
Yine aynı hatayı yapmışsınız. İnsanlara faydalı şeyler yazalım, insanları ayrıştırıcı değil birleştirici şeyler yazalım diyorum. Birilerini övüp birilerini yermekle bir yere varılmaz.
Ne diyelim. Allah bunların oyununa gelenlere gözlerini açmayı nasib eylesin.
Hem onu senin dediğin gibi başkaları'da övmüş hemde Ahmet Oruc tan daha güzel övmüş bir yorumcunun yorumuna taşıdığına göre "Sakir Süter Akşam Gazetesinde"Aslında ben alakasız bu yorumların'da ince bir kıskançlık seziyorum Yazar hic bir yazısında kendisini övmediği gibi her zaman mütevazı olmuş ve hadiselerede objektif yaklaşmış.
yazarın övdüğü insan ölmüş bir insan. hatta gazeteci yazar şakir süter'in köşesine bile taşıdığı kaliteli bir insan.
dhkp yi kurmuş memlekete hiç bir hayrı olmamış, apo yakalanınca yükselen milliyetcilikte n bir yerlere gelmiş ecevit'e bile biz ölünce methiyeler dizdik, günlerce ne iyi adamdı dedik...
türk insanı ölünün arkasından kötü konuşmaz.
*************** ********
6 ŞUBAT 2000 YILINDA AKŞAM GAZETESİNDE ŞAKİR SÜTERİN KÖŞESİNDE İSMAİL ŞANLI İLE ÇIKAN BİR YAZI
Şakir Süter
İzmir ve Bergama'dan ilkokul arkadaşlarım telefonla aradılar:
-Hatırlıyor musun, bir müftü vardı İsmail Şanlı adında...
-Dün gibi hatırlıyorum.
-Ya İsmail Şanlı'dan sonra gelen müftüyü?
-Onu da hatırlıyorum ama adını bilmiyorum.
Onlar da bilmiyormuş!
Efendim, İsmail Şanlı adındaki Bergama Müftüsü'nün döneminde camiler dolup taşıyordu.
Ağzından bal damlayan, son derece medeni, ölçülü ve mütevazı bir insan.
Giyimi kuşamı ile de tam bir örnek din adamı idi.
Vaazlarında İslamiyeti ve şartlarını anlatırken bütün cami cemaati büyük bir dikkatle dinlerdi kendisini...
Daha sonra bu müftünün Antalya'ya tayini çıktı; yerine kravat takmayan, selamı rüşvet gibi algılayan, asık yüzlü bir müftü gelmez mi?
Üstüne üstlük, bir mecliste 'Bu nesil çürümüş. Yeni nesilleri kurtarmak için 7 yaşından yukarı olanları kesmek lazım' demez mi?!
Şehre bomba düşmüş gibi oldu.
İki din adamı arasındaki fark, o kadar çarpıcı biçimde ortaya çıkmıştı ki, giden müftü İsmail Şanlı'nın kıymetini daha iyi anlamıştı herkes...
Eğer İsmail Şanlı hala yaşıyorsa, Allah sağlıklı uzun ömürler versin ama yok eğer vefat ettiyse, kendisine gani gani rahmet diliyorum...
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.