|
Kastamonu'da kürt yoktur. Kürtlerle ben 1975 yılında Küreci'de tanıştım.
Tosya’da 3 köy ( Kara Sapaca, Papazönü ve Taşkaynar) köyleri kürtdür. O köylerin kürt olduğunu daha sonra öğrendim.
Küreci’ye geldiğimde otuza yakın talebe kürttü. Ekserisi İslahiye'liydi. Diyarıbekir'li arkadaşlardan da birkaçı kürttü. İki arkadaş da zazaydı. Zayayı da ilk defa orada görmüştüm. En sevdiğimiz hocamız rahmetli Arif Keskin de kürttü.
Tabi biz Allah'ın kelamını öğreniyorduk. Allah kelamında mü'minler kardeştirler düsturu iliklerimize kadar işlediğinden Türk, Kürt, Zaza, Arab aklımızdan bile geçmezdi. Yalnız bir gün şöyle bir olay olmuştu:
İslahiye'nin Kayabaşı köyünden Mehmet uyar isimli bir arkadaş Nihat Kurt hocaya kürtce küfretmiş, Aynı dili konuşan diğer bir arkadaşı da hocaya onu ihbar etmiş. Bunun üzerine kursta kürtçe yasaklanmıştı. Bu işe bayağı gülmüştük. Hatta Bilgin hoca bile gülmüştü.
PKK 1978 yılında Ankara'da -Yahudi dönmesi sebatayistler tarafından "ARZ-I MEVUT ve MAYIN yazımda da belirttiğim gibi, bu örgüt vasıtasıyla Türkiye'yi bölüp, bölünen topraklar üzeri'ne kukla bir kürt devleti kurup, tarihdeki Hatay devletinde olduğu gibi daha sonra büyük İsrail devletine ilhak etmek üzere" kurulmuştur.
1980 yılında Urfa, Birecik, Suruç tarafında bulundum. O zamanlar PKK yeni yeni tüylenmeye başlanmış hatta zannedersem Birecik’in güneyinde Mağaralı köyünde, bir Ramazan akşamı o zamanki adıyla Apocular pusu kurmuşlar, İmamla Muhtarı öldürmüşlerdi. Birkaç gün sonra aynı köyde teravih namazını biz de caminin dört yanında dört kalaşnikoflu nöbetci bulundurarak kılmıştık...
O zamanlar o köylerde ben herkese Apocu musun? diye sorardım. Yaşlılar kesinlikle kabul etmezlerdi. Onlar dinsiz derlerdi. Ama gençler kürt olupta Apocu olmayan yoktur derlerdi.
Nizip’te Ülfet Fabrikası’na vaaza giderdim. Orada genc bir mühendis vardı. Urfalıydı, İmanına gıpta ederdim. En ön safta yerini alırdı. Ona da sormuştum. Ciddi bir şekilde “Elhamdülillah Apocuyum” demişti.
O zamanlar Mizar'dan Antep'e kara yolu yoktu. Trenle gelirdik. Tren hareket edince kompartımana birisi gelir PKK bildirisi dağıtırdı. Almak zorundasın. Almayan birisini trenden atmışlardı. Ben buna şahit olmuştum.
Alırsan beş dakika geçmez bir başkası gelir, “Polis!” der. O da sivildir. Bildiriyi sende yakalarsa trenden indirip karakola götürür.
Birinde İskenderun'lu Mehmet Keleş isimli bir arkadaşla trendeyiz. PKK bildirisi geldi. Arkasından sivil polisin geleceğini bildiğimiz için bildiriyi her zaman olduğu gibi camdan atmıştık ki sivil polis bizim kompartımana girdi. Sanki PKK’lının gitmesini takip ediyormuş. Polis üst araması yapmaya başlayınca bizim Keleş “Kimliğini görmek istiyorum. Ne bileyim senin polis olduğunu” deyince, adam silahını çıkardı, “İşte kimliğim” dedi. Keleş’in ağzına dayadı. Keleş’i kelepçelemeye teşebbüs edince, ben “Memur bey biz Kuran Kursu’nda okuyoruz. Arkadaş bir densizlik etti, kusurumuza bakmayın” dedim de polis insafa geldi. “Dua et, Kursta okuyorsun” dedi ve bıraktı.
30 sene sonra öğreniyoruz ki bildiriyi dağıtan Apocu'da arkasından gelen o sivil kişi de aynı örgütün yani Ergenekonun adamlarıymış.
Selçuklu ve Osmanlılar bu topraklar üzerinde bin sene devlet idare etmişler, en ufak bir Kürt-Türk sorunu olmamış. Acaba neden?
Bu konuyu Amerika'lı bilim adamları araştırmışlar. Osmanlının Müslüman'ları "müminler kardeştir", gayri Müslimleri de "sizin dininiz size benim dinim bana" düsturuyla idare ettiklerini tesbit etmişlerdir...
Sebatayist dönme yahudilerin kurduğu "İttihat ve Terakkinin ve jöntürklerin" tek bir hedefi vardı, Büyük İsrail Devleti.
Osmanlı Devleti yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. İleride kuracakları büyük İsrail Devleti’nin alt yapısını oluşturmak için bin yıllık Selçuk'lu ve Osman'lı devletinin ideolojisi olan İslama bir alternetif ideoloji getirmeleri gerekiyordu. Bu ideolojiyi bulmuşlardı: "Türk'lük."
Bu meyanda harf devrimiyle Türklerin bin yıldır kullandıkları Kur'an harfleri yasaklanmış, bir gecede tüm millet cahil oluvermişti.
Bu ideolojilerin geliştirilmesi için "Ne mutlu türküm diyene”, “Bir türk bir dünyaya bedeldir” ve “Tanrı türkü korusun" gibi sloganlar geliştirdiler. Tarihteki Eti'lere Türk dediler. Bir bankaya Etibank adını verdiler. Sümerleri de Türk saydılar, başka bir kuruluşada Sümerbank dediler. Buna benzer yüzlerce icraat yaptılar. Aslında onların hedefinde Kürt yoktu İslam vardı. Sırf Kur’an’ı yasaklamak için Türkçeden başka dilleri yasaklayınca Kürtçe de yasaklanmış oldu.
Bu icraatlar Atatürk'e maledilmeye çalışılıyor ama işin aslı öyle değil. Atatürk 1926 yılında bu sebatayist dönme yahudilerin büyük İsrail Devleti hedeflerini anlayınca, bunlar Atatürk'ü ortadan kaldırmaya teşebbüs edip meşhur İzmir suikastını tertip ettiler. Atatürk de bu dönme yahudileri içlerinde bakan olanlar da dahil İzmir konak meydanında astırıyor.
İslama alternatif olan bu Türklük ideolojisi, 1937 yılına kadar devam ediyor. Tabii ki tutmuyor. Bu sefer ideoloji değişikliği yapıyorlar. Halen bu günde resmi ideoloji olan Laikliği İslamın karşısına bir din olarak yerleştiriyorlar. Bu topraklarda Kürt-Türk ayırımı hiç bir zaman olmadı olmayacakta. Eğer böyle bir şey olsaydı, benim gibi birisi kızını bir kürde sırf Namaz kıldığı için vermezdi.
PKK kurulduktan sonra özellikle doğudaki kardeşlerimiz büyük zulümlere maruz kaldılar. Kürt oldukları için değil yahudilerin vadedilen topraklarında oldukları için. Yoksa Konya’da doğudan daha çok kürt var. Fâili mechuller, toplu katliamlar, daha neler neler derken o toprakları terketmeye zorlandılar. Güzelim cennet toprakları cehenneme çevirdiler.
Bu konuda Sayın Başbakan'ımız cesurane bir kararla açılan bu yaraları sarmak için bu günlerde bir Kürt açılımı teşebbüsünde bulundu. Ben bu teşebbüsü çok yetersiz ve cılız buluyorum.
Dedi ki “Bedeli ne olursa olsun çözeceğim.”
İmanlı bir kişiden beklenen cesaret budur. Ama böyle gerçeklerin bedeli ağırdır bunun.
Sayın Başbakanım! Bu bedeli göze aldıysanız, nacizane bir dostunuz olarak hatırlatırım:
Emrinizdeki tüm güvenlik güçlerine Fahri kainatın bu konudaki muhteşem veda hutbesini ezberletin. Selçuklu ve Osmanlı'da olduğu gibi “Ancak müminler kardeştir. Sizin dininiz size benim dinim bana" düsturunu anayasaya yerleştirmeye kalksanız, tabii Ergenekon buna hiçbir zaman müsade etmeyecektir.
O zaman, önce Ergenekonu çözün gerisi kolay. Bunu çözemediğiniz müddetçe hiç bir zaman Kürt sorununu çözemezsiniz. selam ve dualarımla…
Ahmet ORUÇ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
***Bu yazı www.kurecibeldesi.com sitesinden alınmıştır. Yazıyı gönderen Faruk Bey'e teşekkürler.****
|
Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.